Geleceğe dair hayal kurmak, gelecek için hedefler koyarken, bugün bu hedeflere ulaşmak için duyulan ilhamı koruyabilme becerisini de beraberinde getirir. Bir öğrencinin gelecek için hayalleri varsa ve bunlar için aktif bir şekilde çalışıyorsa, o zaman doğru bir yoldadır. Ve öğrenci bu yola girmişse, başarısı da artar.

Pek çok çocuğun büyüdüğünde ne yapmak istediğine dair büyük hayalleri vardır. Kimi profesyonel bir sporcu olmak ister, kimi öğretmen… Ancak çocukların hayallerine ulaşmak konusunda neler yapması gerektiğine dair hiçbir fikri yoktur. Gelecek hakkında hayaller kurmak önemlidir, ancak bir plan olmadan bunlar çoğunlukla sadece hayal olarak kalmaya mahkumdurlar. “Hayal kuran çocuklarla, sadece ‘yapan’ çocuklar arasında ciddi bir fark vardır” diyor Quaglia Öğrenci Hayalleri Enstitüsü’nün kurucusu Russ Quaglia. Diğerleri ödevlerini tamamlamak ve öğrenci gruplarında yer almak için çok çalışırken, bu çalışmanın onları nereye götüreceğine dair hiçbir vizyonları yoktur. İşin sırrı hayallerine giden yolu keşfetmek ve o yola girmek.

Bunu yapabilmek için Quaglia üç temel ilke öneriyor: kendine değer vermek, odaklanmak ve amaç edinmek. Öğrencilerin bu özellikler üzerinde çalışmalarına yardım etmek, akademik motivasyonlarını artıracaktır. Bu da açık bir şekilde akademik başarı getirir.

Kendine Değer Vermek

Birilerinin kendilerine değer verdiğini ve varlıklarının onlar için önemli olduğunu bilmeleri, öğrenciler için inanılmaz değerlidir. Quaglia Enstitüsü, yaklaşık bir milyon öğrenciyle yaptığı anket ile onların okul hakkındaki algılarını inceledi. Ankete katılan öğrencilerin yüzde 50′si, sınıfta olmamalarının öğretmenleri için bir şey ifade etmediğini söyledi. “Ülkemizdeki öğrencilerin yarısı sınıfa geldiklerinde onları umursamadığımızı düşünüyor” diyor Quaglia. Öğrencilerin sadece yüzde 45 okulda kendilerine değer verildiğini düşünüyor. Bu kopukluk ya da okula ait olmama hissi, çocukların okulu bırakmasının bir sebebi olabilir.

Öğrencilerin ait olduklarını ve önemli olduklarını hissetmelerine yardım etmek, okula gelmedikleri bir günün ardından onlara nasıl olduklarını sormak ya da derslerinden geri kalmamaları için biraz çaba göstermek kadar basit bir şeydir aslında. Ya da bazen hayat çok zor olduğunda veya çok güzel olduğunda bir öğrencinin bunu paylaşmak için aradığı kişi olmaktır. Her öğrenci hayatında böyle en az bir insan olmasına ihtiyaç duyar ve öğretmenler genellikle bu destek sistemini oluştururlar.

Odaklanmak

Çocukların odaklanmasını sağlamak da bir diğer önemli faktördür. “Aslında bahsettiğimiz şey, derslerin eğlenceli ve heyecan verici olmasını sağlamak” diyor Quaglia. “Yani öğrenciler önlerindeki şeye o kadar odaklanmalılar ki zaman ve mekan mefhumlarını yitirmeliler adeta.” Çocuklar odaklandığında öğretmenler onların içlerindeki merak duygusunu ve yaratıcılığı harekete geçirebilirler. Ancak pek çok okulda olan şey bu değil maalesef: Öğrencilerin yüzde 45′i okulda sıkıldığını söylüyor. Ve aynı sayıda öğrenci derslerinin günlük hayatı anlamalarını sağladığını belirtiyor. Öğrencilerin sadece yüzde 34′ü öğretmenlerinin umutlarından ve hayallerinden haberdar olduğunu söylüyor.

Odaklanmayı sağlamak demek, öğrencilerde bir macera duygusu uyandırmayı sağlamak demektir. Bir şeyleri riske atmayı ve başarmayı istemeliler. “Okulda başarılı olmayı öğrenciler arasında popüler bir hale getiremedik henüz” diyor Quaglia.

Amaç Edinmek

Öğrencilere eğitimleri üzerinde gerçek bir sorumluluk vermek, onların okul da aktif bir rol üstlenmelerini ve okulda olup bitenlere daha fazla ilgi göstermelerini sağlar. Eğer öğrenciler sadece önemli oldukları hissini değil, aynı zamanda bir amaçları olduğu hissini de geliştirebilirlerse, bu onların akademik olarak da fazla motive olmalarına yardımcı olabilir. Qualia Enstitüsü’nün anketine göre öğrencilerin yüzde 94′ü başarılı olabileceklerine inanıyor. Ancak sadece yüzde 74′ü öğretmenlerinin onların başarılı olmalarını beklediğini söylüyor. “Öğretmenlerin öğrencilerden beklentileri, çocukların kendilerinden beklentilerinden daha düşük” diyor Quaglia. Quaglia’ya göre bu, anketten çıkan belki de en rahatsız edici sonuç.

“Ben öğrencilerin sesini duyurmaya çalışıyorum, ancak çocukların öğretmenlerinin kendilerinden bir şeyler öğrenmeye istekli olmadıklarını düşündüklerini duyduğumda duvara çarpmış gibi hissediyorum” diyor Quaglia. Öğrencilerin sadece yüzde 52′si öğretmenlerinin kendilerinden bir şeyler öğrenmeye istekli olduklarını söylüyor. Bu kopukluk, öğrencilere bir amaç vermenin neden önemli olduğunun göstergesi. Eğer saygı duydukları öğretmenler kendilerini gerçekten duyarlarsa, öğrencileri motive etme konusunda ciddi bir yol kat edilmiş olur.

Öğretmenler, öğrencilerin kendilerine değer vermeleri, okula odaklanmaları ve bir amaç edinmeleri konusunda onlara yardım ederek akademik motivasyonu artırabilir. Öğrenciler motive olduklarında iyi notlar almaya çalışırlar, ellerinden gelenin en iyisini ortaya koyarlar ve gelişmek için kendilerini zorlarlar.

“Aslında çocukların çoğu akademik olarak motivedir, ancak okula ne kadar uzun süre giderlerse akademik olarak o kadar daha az motive olmaya başlıyorlar” diyor Quaglia. Öğretmenler bu durumu tersine çevirme gücüne sahip.

“Öğretmenlik yaparken seçtiğimiz şey çocukların kahramanı olup olmayacağımız değil, iyi bir kahraman mı yoksa kötü bir kahraman mı olacağımızdır. Çocuklar bizi zaten kahraman olarak seçecekler ve biz bunun farkına bile varmayacağız ” diyor Quaglia. Bu öğretmenlerin üstün varlıklar olması gerektiği anlamına değil, öğrencilerle aralarında güven duygusu oluşturmanın, isimlerini tek tek öğrenmenin ve onlarla oturup konuşmanın her şeyi değiştirebileceği anlamına geliyor.

 

Kaynak : EğitimPedia

Yazar Hakkında

İkinci Dört, merkezine ortaokul eğitimini alarak eğitim dünyamız için içerik oluşturma ve var olan içeriği daha da geliştirip zenginleştirme amacında olan bir fikir platformudur. Bu amaçla sizler de geleceğin eğitim dünyasına katkı sağlamak isterseniz yazılarınızı info@ikincidort.com adresine gönderebilirsiniz.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.