Bu yazımızda öğretim teknikleriyle ilgili önemli notlara yer vereceğiz. Hiç şüphesiz ki karşı karşıya kaldığımız en büyük sorunlardan biri öğrencilerimizin çoğunun aldıkları eğitimlerden maksimum fayda sağlama konusunda başarısız olmalarıdır. Öğrencilerden alınacak geri dönüt oranı, büyük oranda öğretilen dersin işlenme biçimine bağlıdır. Klasik dersler, zihinsel gelişimi sağlamaya yönelik pek de mükemmel bir etki alanına sahip değildirler. Bir başka ifadeyle, eğitimde bilginin aktarımı otomatik olarak gerçekleşmez. Öyle ki insan beyni eğitilebilir ve geliştirilebilir bir yapıya sahiptir; fakat bu eğitme ve geliştirme insan vücudundaki kas gelişimine benzemez. Zihinsel gelişim, iletişim becerisi ve yöntemleriyle ilişkilidir. Herhangi bir alanda alınmış bir eğitim belli sınırlar içerisinde başka alanlardaki gelişime de etki edebilir.

İdeal, bir dizi kavramlar, görüntüler ve duygularla bağlantılı olan bir fikir; yani hemen hemen bir kuvvet anlamına gelir. Her çalışma alanının kendi idealleri ve ayrı ayrı yöntem ve becerileri vardır. İdealler ve metotlar özellikli olduğunda, edinilen alışkanlıklar da özel; genel olduğu takdirde ise edinilen alışkanlıklar da genel olmaktadır. Belli bir alana ait idealler ve metotlar başka bir alanda kullanılamaz fakat genel idealler ve yöntemler, başka bir alana nasıl aktarılabileceğiyle ilgili öğretimi içermektedir. Bu çok önemli ilkenin sıklıkla ihmal edilmesi, klasik öğretim programının potansiyel sonuçlarının çoğunu düşük seviyeye indirmektedir.

Eğitimin iyi bir şekilde amacına ulaşması için, öğrencilere yalnızca birtakım işlem ve metotlar öğretilmemeli aynı zamanda bu işlem ve metotların gerçek yaşamdaki problemlere uygulanabilirliği de gösterilmelidir. Ayrıca bunu pratik olarak uygulamalarını sağlamak gerekmektedir. Bu eğitim, ideal ve yöntemleri uygulayarak onların bir dereceye kadar kullanılmasında öğrencilerin eski ve yeni durumlar arasındaki benzerliği fark etmelerini sağlamaktır.

Bir başka deyişle, insan yeteneklerinin gelişimi mekanize edilebilir. İnsan beyni, bir kas değildir. Hafıza, gözlem gücü ve tat duyusu diğer alanlarda da aynı derecede olacak şekilde yalnızca bir alana bağlı olarak geliştirilemez.

Tüm öğrenme faaliyeti, bilinenden hareketle bilinmeyeni elde etmeye çalışmakla gerçekleşir. Bir kimse eğer bilmediği bir kavramı daha önce öğrenmiş olduğu birtakım bilgilerle ilişkilendiremezse, o kavramı öğrenmesi oldukça zorlaşır. Bu yüzden öğretmenler öğrencilere yeni kavramları öğretmek için öğrenen kişinin “Tamalgı Yığını”nı (Bir kimsenin yeni öğrenilen bir kavramı veya bilgiyi daha önceki bilgi ve deneyimleriyle bütünleştirmesi, ilişkilendirmesi işlemi.) tam olarak bilmesi ve bu özelliği kullanması gerekir. “Tamalgı Yığını” kişinin bilinçaltında yer alan birtakım hayali görüntüler, kavramlar ve duygusal çağrışımların tümüdür.

Öğretmenlerin bu konuda en büyük sorunu, bir kavram veya düşünce öne sürdüklerinde öğrencilerin zihninde yer alan mevcut görüntü veya fikirlerle ilişkilendirerek öğrenebilecekleri “tamalgı yığını” özelliğini kullanmada yaşamaktadırlar. Çünkü tecrübesiz öğretmenler henüz sınıfın zihinsel gelişim seviyesinin mevcut hassas ölçüsüne vakıf değildirler. Onlar bazen öğrencilerin önde gelenlerine göre hareket etmektedirler. Bu yüzden öğrenciler mevcut “tamalgı yığını” ile yeterli ve başarılı bir bağlantı yapamazlar. Yeni öğretmenler kendi öğrencilerinin zihinsel algı durumlarını bilinçli bir şekilde analiz etmede onlarla karşılıklı olarak uyum gösteremediklerinde başarılı olamamaktadırlar. Öncelikle öğrencileriyle uyumu sağlayan, onları ve onların nasıl daha iyi öğreneceklerini tespit etmelidir. Bunun ardından ise onların tamalgı yığınlarını çok daha geliştirecek stratejileri belirleyip uygulamalıdır.

 

Kaynak : http://www.edocere.org/articles/guidelines_for_teaching_english_in_secondary_school.htm

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.