Dinleme eylemi eğitimde belki de en az değer verilen yetenektir. Öğretmen olarak sık sık hatta gereğinden fazla yaptıklarımızla sorgulanırız; herkesçe bilineni ezberle, ders planla, çeşitli değerlendirmeler için hazırlık yap, veli araması, öğrenciler (ve misafirler) için ılımlı bir çevre oluşumu sağla, değişken ilgi ve etkililik içeren fakülte toplantılarına katıl, yığınla sınav kağıdını notlandır… Bir düşünsenize, uyumaya ve yemek yemeye bile ayırmamız gerekenden de az zamanımız kalıyor.

Şu anda, denetleme ve değerlendirme gibi, öğretmenlerin yaptıkları şeyleri bir kenara bırakıp bir nebze olsun durgunlaşalım ve bırakalım öğrenciler neye ihtiyaçları olduğunu kendileri anlatsınlar.

Eğitim verdiğimiz öğrencilerle aynı alt yapıyı paylaşıp paylaşmadığımız hayati bir öneme sahiptir.  Hemen herkes tarafından bilinir ki işimizin büyük bölümü ilişki kurmaktan geçer, ancak dezavantajlı öğrencilerle çalıştığımız zaman bu daha da önemli bir iş halini alır. Öğretmen öğrenci ilişkisi ırk, toplumsal cinsiyet ve sınıf gibi göze çarpmayan pek çok ayrıntıya sahiptir ki bu ayrıntılar gözümüzü açacak ve bizi daha iyi bir eğitimci yapacaktır.  Çoğu kez, direkt eğitim vermekten vazgeçen eğitimcilerin sayısının arttığını görürüz çünkü artık eğitimciler öğrencileri daha fazla tanımak istiyorlar.

Sonuç olarak önümüzde duran öğrenciyi hayal ettiğimiz yere getirmeye ya da kapsamlı eğitim vermeye hazırlanmamalıyız.

eğitimci 1

Buna karşın şunu yapabiliriz, öğrencilerimiz üzerinde uygulama isteği duyduğumuz bazı becerilerle meşgul olabiliriz. Yeterli değil ancak özellikle kendi sınıfımızda bunu yapabiliriz. Mükemmellik için öğrencilerle onlar hakkında konuşmanın anahtarına ihtiyacımız var. Gözlemlediğim ve uyguladığım, dolayısıyla da işlerliği olduğunu düşündüğüm stratejilerin bazılarını şu başlıklar halinde paylaşabilirim:

 

İlişki Kur, Fakat Öncelikle Bir Öğretmen Olarak

Sınıf yönetiminde herkes farklı bir yaklaşıma sahiptir. Bazıları Kasım ayına kadar ve belki de hiçbir zaman gülümsemez. Diğerleri, yardımcı olmazlar ancak yıl boyunca gülümserler ve kahkaha atarlar. Bazıları ise, diğerleri sınıfta nasıl sessiz durulacağını ve kendini hissettireceğini bilirken, yergiyle ve nutuk çekerek isteklerini bildirir. Tüm bunlar için en yaygın durum; öğrenciler öğretmenlerinin ilgilerini ve bu ilgilerini özel bir yolla nasıl gösterdiklerini anlarlar. Birkaç öğretmenin söylediğine göre: “Öğrenci okuma yeteneğine sahip olmayabilir, ancak seni okumakta oldukça iyidir”. Bu durum, okullarda öğretmenlerin öğrencilerle aynı altyapıya sahip olmamasının zorlu getirisidir. Öğretmen öğrencilerin önünde sadece konu için değil onların öğrenmeleri için hırs yapmalarını sağladığı zaman herkes kazanacaktır.

Bu demektir ki, öğretmenler normal bir hisle arkadaşlık yaratmaya çalışmamalıdırlar. Öğrencilerimden çoğu onlarla arkadaş olmaya çalışan öğretmenlerine kafa sallayıp, başka bir arkadaş değil sadece bir öğretmen istediklerini söylerlerdi. Bu durum ilerici eğitim (ne demekse) için mantıksız görünebilir, itiraf etmeliyiz ki birçok öğrenci kararlı ve sağlam duran birinde huzur bulur. Hazır lafı açılmışken…

Adil ve Tarafsız Bir Çevre Yarat

Bugünlerde okul ile hapishane arasında görünmez boru hattı döşendiğine dair dalga dalga yayılan bir araştırma görmekteyiz.  Örneğin, siyahi kızlar, beyazlara oranla üç kere uzaklaştırma cezası aldılar ve yine Boston okullarındaki siyahi erkekler, beyazlara oranla altı kere benzer cezalarla karşı karşıya kaldılar. Savunmasız bölgelerimizde şiddetli ve sistemik (bedensel) cezaların idareli dağıtılmasıyla birlikte, öğrenciler çoğu zaman bunu birer haksızlık olarak görürler ve bu da davranışlarına yansır. Kuralları öğrencilerle birlikte oluşturmalıyız ve hakların savunulacağı inancı içinde olmalıyız. Fakat zayıf anlarında etkileşim içinde olduğumuz öğrencilere doğruları yansıttığımızda, haksızlığı devam ettiriyor gibi görünebiliriz.

Örneğin; bir öğrenci geç kaldığında ilk yapılması gereken niçin geç kaldığını sormak mı, bağırmak mı ya da geç kalmasıyla dalga geçmek midir? Öğrencilerin bireysel zayıflık hallerini bütün sınıfın önünde mi ya da özel olarak konuşarak mı görüşmeliyiz? Bir öğrenci topluluğu mu oluşturmalıyız ya da şiddetli cezalar mı vermeliyiz? İnsanlıktan uzaklaşmak için bir sürü yol var, buna karşın nihai amacımızın gereklerinin neler olduğunu düşünen nadir sayıda insan var. Bunlar yerine, öğrencileri bireysel olarak anlamaya ve onların toplu olarak duyularına hitap edecek beceriler geliştirmeye çabalamalıyız.

eğitimci 2

Uzlaştırıcı Sorular Sor

Bazı durumlara gereksiz yere, tanımlayamadığımız bir önyargıyla yaklaşırız. Peggy McIntosh’un çalışmalarından, “Beyazların Ayrıcalığı: Görünmez Sırt Çantasını Açığa Çıkarmak” ve “İmalı Proje”de bazılarımızın derinden bağlı olduğu inançlarına karşı ne yapılması gerektiğinin altı çizilmiştir. Sınıfta verebileceğimiz özerklikleri tanımlamaya ve daha kaliteli sorular sormaya ihtiyacımız var. Bazı durumlarda alçakgönüllü olmak, bizi öğrencilerin ihtiyaçlarına karşı daha uyumlu kılar özellikle güvensiz öğrenciler üzerinde. Öğrencilerimize anlamamış gibi yaparak alçakgönüllülükle güzel sorular sorduğumuz anlarda onların gözünde daha samimi görünürüz.

Mesleğimin ilk yıllarında, uyuyan bir öğrenci gördüğümde tembelliğine ya da ilgisizliğine yorardım ancak sonra öğrencilerim hakkında daha fazlasını bilmem gerektiğini düşündüm. Bir gün, velilerden birini öğrencinin neden derslere adapte olmadığını ve durumun nasıl gittiğini öğrenmek için aradık. Karşılığında annenin öğlen 3’ten gece yarısına kadara vardiyalı olarak garip bir fabrikada çalıştığını ve oğlunu çok az gözlemleyebildiğini öğrendik. Bir gece, oğlu kazayla anahtarları evde unutmuştu, bu demek oluyordu ki anne eve gelene kadar çocuk dışarda kalmıştı. Her öğretmenin, eğer aynı kültürel altyapıdan geliyorsa alçakgönüllülüğe ihtiyacı vardır, çünkü ancak bu sayede öğrencilere sadece öğrettiğimizi unutmak daha kolay olur.

Deneyimlerim sonrasında, kabul edilenden daha fazla soru sormam gerektiğini varsaydım ki bunun tüm öğretmenlerin başucu kuralı olması gerektiğini düşünüyorum. Öğrenci hakkında az şey bilinmesi daha fazla soru sormayı gerektirir. Son zamanlarda aklı başında bazı sivil toplum örgütleri devlet kademelerindeki ilgililere eğitimin geleceği hakkında tavsiyelerde bulunmayı zorunlu tutuyorlar. Bu tavsiyelerden biri ki bence en çok dayatılması gerekeni, profesyonel yetkinlik için kültürel yetkinlik fikri. Birçok çevrede, bu konu bizim güncel denemelerimiz olan “ortak temel” ve “okulları dönüştürme”  fikirlerinden daha çok tartışılıyor. Öğrencilerimiz için öğretmenler umut ışığı ya da baskı aracı olarak görülen kişilerdir. Mükemmel eğitimciler ise kendileri ve tüm öğrencileri için kucaklayıcı olanlardır.

 

Kaynak: http://www.edutopia.org/blog/empowering-educators-through-cultural-competence-jose-vilson

 

 

Yazar Hakkında

İkinci Dört, merkezine ortaokul eğitimini alarak eğitim dünyamız için içerik oluşturma ve var olan içeriği daha da geliştirip zenginleştirme amacında olan bir fikir platformudur. Bu amaçla sizler de geleceğin eğitim dünyasına katkı sağlamak isterseniz yazılarınızı info@ikincidort.com adresine gönderebilirsiniz.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.