Anne babalar ve öğretmenler çocukların önlerindeki işlere dikkatlerini vermesi, konsantre olması ve odaklanması için çok fazla enerji harcıyorlar. Ancak Güney Kaliforniya Üniversitesi eğitim profesörlerinden Helen Immordino-Yang’a göre yetişkinlerin yapmayı atladıkları en önemli şey, çocuklara içsel yaşamlarımızın farklı olmasını sağlayan çok geniş bir zihinsel aktivitenin değerini öğretmek: Hayal kurmak, hatırlamak ve derin düşünme.

 Çünkü ancak bu tür bir içgözlem; ruhsal sağlımız, ilişkilerimiz ve duygusal ve manevi gelişimimiz için hayati bir önem taşır. Ve üstelik anne babaların ve öğretmenlerin en çok değer verdikleri bir beceriyi geliştirir: Kafamızın içindeki dünyanın dışına odaklanma kapasitesi.

 “Beyinlerimizin iki işletme sistemi var” diyor Immordino-Yang ve ekibi Perspectives on Psychological Science dergisinde yayınladıkları bir makalede. Birincisi, yani araştırmacıların “dışa bakan sistem” adını verdikleri, dikkatimizi dış ortama yönlendiriyor ve iş halletmemizi sağlıyor. Diğeri, yani “içe bakan sistem” diye adlandırdıkları, bizi içe yönlendiriyor ve düşüncelerimizi serbestçe dolaşabilmeleri için özgür bırakıyor.

 Kendilerinden sadece dinlenmeleri ve gevşemeleri istenen katılımcıların beyinlerini görüntüleyen araştırmacılar, böyle zamanlarda beyinlerimizin asla pasif olmadığını keşfetti. Çevremizde olup bitenlere dikkatimizi vermek zorunluluğundan kurtulduğumuzda, bunun yerine zengin bir iç ortamla uğraşmaya başlıyoruz: Geçmişi hatırlamak, geleceği hayal etmek, en son yaşadığımız etkileşimleri tekrar canlandırmak ve duygularımızı çözümlemek. Immordino-Yang, beyinlerimizi ancak “içe bakma” moduna getirdiğimizde “dışa bakarken” karşılaştığımız deneyim ve bilgi yığınından anlam çıkardığımızı belirtiyor.

 Ancak maalesef çocukların iç gözlemin yaşam dolu kapasitesini kullanmaları için çok daha az fırsatları olur. Immordino-Yang bunun suçlusu olarak iki şeyi gösteriyor: Çok küçük çocuklardan bile sürekli dikkat talep eden eğitim uygulamaları ve iç dünyamıza verdiğimiz dikkati ısrarla kendi üzerine çeken bol uyaranlı dış dünya. “Eğer gençler sosyal medyayı çok fazla kullanıyorlarsa ve eğer uyanık oldukları zamanlarda bir mesajın onları bölme olasılığının olmadığı zamanlar yaratamıyorlarsa” diyor Immordino-Yang, “bu şartların gençleri; içinde bulundukları durumların ve kendilerinin somut, fiziksel ve acil yönlerine odaklanırlarken, kendilerinin ve başkalarının eylemlerinin soyut, uzun vadeli, manevi ve duygusal sonuçlarına daha az ilgi göstermeye eğilimli hale getirmesini bekleyebiliriz.”

 Hayallere dalmak için hiç zamanlarının olmaması, ironik bir şekilde çocukların ihtiyaç duyduklarında dikkatlerini verme kapasitelerine de sekte vuruyor. Araştırma, kendi düşüncelerimizin içine dalma becerisinin, dışarıdaki dünyaya dikkatle odaklanma becerimiz ile ilişkili olduğuna işaret ediyor. Yeni yapılan bir nöro-görüntüleme çalışmasında, örneğin, katılımcılar zihinsel dinlenme ile değişimli olarak çeşitli görsellere baktı ve sesler dinledi. “İçe bakma” ile ilişkili nöral bölgeler, en çok dinlenme zamanında etkili bir şekilde aktive oldu. Görsel ve işitsel uyaranlara dikkat verirken, yani beynin duyusal korteksi görüntülere ve seslere tepki vermekle uğraşırken ise devre dışı kaldılar.

 “Odaklanmak ve konsantre olmak elbette çok gerekli. Ama içgözlem ve derin düşünme de öyle” diyor Immordino-Yang ve ekibi. Ve yetişkinlere bu iki mod arasında bir denge bulabilmeleri için çocuklara yardım etmelerini tavsiye ediyor: Düzenli olarak çocuklarımızın yanıp sönen, “vızıldayan” cihazlarının fişini çekmek ve daha sessiz, daha içe dönük eğlenceler için onlara zaman yaratmak.

 

Kaynak: http://www.egitimpedia.com/egitim-2/neden-hayal-kurmak-zaman-kaybi-degil

Yazar Hakkında

İkinci Dört, merkezine ortaokul eğitimini alarak eğitim dünyamız için içerik oluşturma ve var olan içeriği daha da geliştirip zenginleştirme amacında olan bir fikir platformudur. Bu amaçla sizler de geleceğin eğitim dünyasına katkı sağlamak isterseniz yazılarınızı info@ikincidort.com adresine gönderebilirsiniz.